İzmir Karşıyaka'da, okuryazar hemen herkesin uğrak yeri olan bir kitapçı dükkânı vardı.
Bu dükkânın müdavimlerinden biri de Tarık Dursun K. idi.
Üstat zaman zaman yolunu düşürür; burada, çevresinde görmekten hoşlandığı genç şair ve yazarlarla kâh gırgır, kâh ciddi söyleşerek günün tadını çıkarırdı.
Onu tanıyanlar bilir: İzmir, ustanın anayurduydu.
Çevresini alan yeni kuşak yazarlarıysa onun gençliği...
Bir gün yine Karşıyaka'nın kitapçısına uğramıştı Tarık Dursun K.
Başta dükkân sahibi, o anda orada bulunanlar ayağa kalktı, yer gösterdiler.
O ise, her zamanki tevazusuyla bir köşeye ilişti.
Hemen yanı başında, bir yayıncının yeni getirdiği kitap yığını duruyordu.
Elini uzattı, en üsttekini alıp, yılların kitap kurdu gözüyle incelemeye koyuldu.
İlk gözüne takılan şey, kitabın adı oldu:
"Sayısal Loto Formül Kitabı".
"Ulan!" dedi sesli sesli; "Bu kitabı da hangi pezevenk yazmış? Sayısal Loto'nun da formülü mü olurmuş?"
O tanımıyordu ama, kitabın yazarı ve yayıncısı da dükkândaydı.
Kitapçı, ortamı yumuşatacak bir ses tonuyla:
"Aha da, kitabın yazarı bu arkadaş..." diye tanıttı.
Tarık Dursun K.'nın yüzünün esmerliği bir kat daha koyulaştı o anda!
Dudaklarını büzdü.
Ne diyeceğini bilemeden susup kaldı.
Neyse ki, sözünün muhatabı pek aldırmamıştı bu niteleme karşısında.
İKİNCİ YAZI
DOĞAN HIZLAN, CUMHURİYET'E PEYNİR ALIYOR
Cumhuriyet gazetesi çalışanları için küçük bir kantin işletmesi kurulmuştu.
Toptancılardan ucuza alınan kimi besin maddeleri uygun fiyatla elemanlara satılıyordu.
Herkes memnundu bu durumdan; bakkallardan, marketlerden zamlı zamlı alınan besin maddelerini kendi kantinlerinden ucuza alabiliyorlardı.
Gazetede bir tek kişi ilgi göstermiyordu kantinde satılan mallara.
Onun ilgisini çekmek için özellikle peynir geldiği günler kendisine haber veriliyordu.
Doğan Hızlan arkadaşlarını kırmıyor, gidip peynirin tadına bakıyor, ama her defasında almaya değer bulmuyordu.
O, fiyata değil, peynirin kalitesine önem veriyordu.
Kantinciler, en iddialı peyniri bile Doğan Hızlan'a beğendiremiyordu!
Sonunda şöyle dediler:
"Sizi toptancıya gönderelim, kendiniz seçin..."
Hızlan bu öneriyi benimsedi ve toptancıya kadar gitti.
Peynirci, açtığı tenekenin üstünden tattırmak istedi.
Üstat, tenekenin üstüne yağlı kalıplar dizildiğini biliyordu.
O nedenle alttaki kalıpları da tadabilmek için peynirciden, burgu istedi.
Burgu isteyince, toptancı, bir gurmeyle karşı karşıya olduğunu anladı ve ona başka teneke açtı.
Hızlan, tattığı örnekleri beğendi ve kantine gönderilmesini istedi.
Gazetedeki arkadaşları da Hızlan'ın seçtiği peyniri beğendi.
Ancak fiyatı pek yüksekti, bu nedenle birçok kişi almaya yanaşmadı.
Peynir kantinde kalakaldı.
Tek alıcısı Doğan Hızlan'dı.
O da hepsini tüketecek değildi.
Önlem olarak Doğan Hızlan'ı bir daha toptancıya peynir almaya göndermediler.