Devletin temeli adalettir, mülkün temeli olduğu gibi…
Hukuk devleti ise modern demokratik devletin vazgeçilmez ilkesidir
Öte yandan kamu kaynaklarını kullanan insanların yüz kızartıcı suçlardan uzak durması beklenir.
Hukuk devleti nezdinde bir gün hesap vereceğinin şuurunda olarak…
Bu ilkelere kim riayet etmiyorsa kim olursa olsun yargı önünde hesap vermelidir.
Partisi, makamı, siyasi ve ekonomik gücü ne olursa olsun!
Hukukun işlemediği bir sistemde orman kanunları geçerlidir.
Orman kanunlarının işlediği bir ortamda ise keyfiyet doğar, yolsuzluk, şiddet ve hırsızlık ayyuka çıkar.
Bu konuda sanırım herkes aynı fikirdedir.
Ancak uygulamaya bakıldığında bu ilkelere özellikle kamu ve siyaset makamlarında riayet edilmediği bir gerçektir.
Zaman zaman açılan davalar, yürütülen soruşturmalar uygulamada bu ilkelere riayet edilmediğini göstermektedir.
Kamu idarecileri kullandıkları kaynaklardan dolayı halka, TBMM’ye ve yargıya hesap vermek durumundadır.
Hesap verilebilirlik ve şeffaflık kamu idareciliğinin iki temel ilkesidir.
Bunlar evrensel ilkelerdir.
Dünyanın her yerinde bu ilkeler devlet idaresinde temel prensip olarak kabul edilmiştir.
Türkiye’de maalesef bu ilkelerin arkasından dolanıldığı çok zaman tecrübe edilmiştir.
YEREL YÖNETİMLER VE YÖNETİCİLER SINIFTA KALDI
Bilhassa yerel yönetimler ve yerel yöneticiler bu konuda maalesef sınıfta kalmışlardır.
Özellikle bütçeleri yüksek, nüfusu kabarık, kaynak üretimi açısından zengin kentlerde kaynak kullanımında istismarın olduğu maalesef bir hakikattir.
Belediyeler şu halleriyle kamu kaynaklarını israf eden, çeşitli yerlere, merkezlere, gruplara, kişilere kolayca para aktarabilen bir yapıdadırlar.
Bu iki şekilde gerçekleşir:
Kanuna uygun iş yaparak bu kaynak dağıtımını sağlamak.
İkincisi kanunların arkasından dolanarak usulsüz işlemler gerçekleştirmek.
Her kanuna uygun iş hakka, ahlaka ve hukuka uygundur denemez.
Kanuna uygun yapılmayan işlerin durumu ise zaten yargılanma sebebidir.
Şimdi İBB’de ve diğer bazı belediyelerde patlayan borulardan kötü kokular geliyor.
İmamoğlu hakkında yürütülen süreçte çok ağır suçlamalar var.
Bunun bir ayağını yolsuzluk, rüşvet gibi kamusal suçlar oluştururken diğer ayağını ise terör suçları oluşturuyor.
İki alanda kendilerine yöneltilen suçlamalar öyle yenilir yutulur cinsten değil.
Başsavcılık gibi bir makam ise elinde ciddi, belge, bulgu ve delil olmadan böyle bir süreç yürütmez, yürütemez…
Hukukun üstünlüğü ilkesine dayanarak kimseyi kat’i şekilde zan altında bırakamayız.
Ancak savcılığın topladığı deliller ortada bir suç unsuru olduğuna işaret ediyorsa başta İmamoğlu olmak üzere bu işlere bulaşan herkesin canı yanacak demektir.
Bu süreci siyasi bir süreç olarak yaftalamak da doğru bir yaklaşım değil.
HAYIR, YARGI SİYASETE ALET EDİLMİYOR
Hele hele şöyle bir argümanın arkasına saklanmak hiç doğru değil: “Bütün bunlar İmamoğlu’nu ve CHP’nin önünü kesmek için yapılıyor!”
Erdoğan’ın siyasi zekası böyle bir girişime başvurmayacak kadar kuvvetli ve kavidir.
İmamoğlu gibi bir figürü yargı gücünü kullanarak siyasi rekabet dışına atmak İmamoğlu’nu kahramanlaştırmak olur!
Ak Parti ve Erdoğan bunun farkında.
Bu riski almak istemezler.
Bu bir siyasi dava süreci değil, tamamıyla hukukun takibine girmiş milli bir meseledir.
Neden milli meseledir?
Özellikle terörle iltisak noktası bir milli güvenlik sorunu olarak ortaya çıkmaktadır.
KENT UZLAŞISI GERÇEKTE NEYMİŞ?
Kent Uzlaşısı ambalajıyla bizlere yutturulmak istenen şeyin arka planında terörle ilişkisi olduğu iddia edilen şahsılar ve yapılanmalar olduğu anlaşılıyor.
Zira ta Soylu’nun İçişleri bakanlığı döneminde İBB’de istihdam edilen bazı şahısların terör örgütüyle iltisakı olduğu yönünde bazı gelişmeler yaşanmıştı.
Siyaseten, İmamoğlu HDP tabanını tavlayarak kendi gücünü pekiştirmek istemiş olabilir.
Eğer bu gerçekse sadece terör soruşturması bile İmamoğlu’nun başını yemeğe yetecektir.
İşin garip tarafı CHP çevresi halihazırda bu sürecin siyasi bir darbe olduğunu savunuyor.
Kitleler sokaklara dökülmeye çalışılıyor.
Orada olup bitenlerden haberi olmayan bazı akılsız insanlar da bu çağrıya cevap vererek çeşitli yerlerde olaylar ortaya çıkmaya başladı.
“Durun kalabalıklar” demek lazım tam da bu noktada!
Yargı süreci neticesinde İmamoğlu ve ekibinin gerçekten suçlu olduğu ortaya çıkarsa, bu çok ağır suçlamaların gerçek olduğu ortaya çıkarsa, o sokaklara dökülen insanlar içimde bulundukları durumdan hiç utanmayacaklar mı?
GELELİM İŞİN DİĞER YÖNÜNE…
Pek çok CHP yanlısı yazar ve gazetecinin yavaş yavaş İmamoğlu aleyhinde beyanatlar vermeye başlaması İmamoğlu balonunun patladığını ortaya koyuyor.
Zaten İstanbul’a hizmetten ziyade siyasi popülaritesini artırmaya çalışan başkan figürünün eninde sonunda patlaması kaçınılmazdı.
Zira İstanbul yerel yönetim açısından en talihsiz, en başarısız günlerini yaşıyor.
Bu konuda söylemek istediğim bir başka şey ise artık belediyelerin bağımsız bir iç denetim mekanizmasına sahip olması gerektiğidir.
Belediyelerde iç denetim birimleri var ama güçleri bazı işleri engellemeye yeterli değil.
Özellikle parasal yönetim konusunda, bütçesi belli düzeyin üzerinde olan belediyelerin iç işleri bakanlığı tarafından yakın takibe alınması şart.
Bilhassa büyükşehir belediyelerinde her mali süreç bizzat belediyede istihdam edilecek bakanlık yetkililerince takip edilmeli, onların onayı olmadan mali yönetim süreçleri işletlimemelidir.
Belediyeler gerçekten de kamu kaynaklarının kullanılması noktasında son derece rahatsız edici bir duruma geldiler.
Resmen birer kara deliğe dönüştüler.
Önerimi pek çok kişi idari vesayet olarak değerlendirecektir, biliyorum.
Ancak bu kadar rezillik de ortadayken bir tedbir alınmaması enayilik olur.
Aksi taktirde şu tablo ortaya çıkar: Bırakalım 4 yılda bir yapılan seçimlerde seçmen siyasi denetimi yapsın!
Başarılı bulmadığı başkanı sandıkta görevden alsın!
Hayır bu kabul edilemez.
Aslında bu şu demektir: Bırakalım dört yıl boyunca yerel siyasetçi har vurup harman savunsun, istediğine istediği kadar kaynak aktarsın!
HAYIR, BU KABUL EDİLEMEZ!
Dört yol boyunca birilerini zenginleştirmek üzere yürütülen keyfi kaynak aktarımları nasıl telafi edilecek?
İsrafın, yolsuzluğun önüne nasıl geçilecek?
İmamoğlu davası için söylenecek bir başka şey ise, bu şahsın tarihe, geçmişe, inanca olan saygısızlığı!
2020 yılının 30 Mayısında Fatih Sultan Mehmet Han’ın türbesine tekme atacak kadar ileri giden adamın başına, kendi hataları sebebiyle başına bir iş geleceği belliydi.
İstanbul gibi çok kıymetli bir şehri bizlere miras bırakan Fatih’in manevi mirasına saygısızlık yapan bir figürün kamuoyuna, millete, kamu hakkına saygılı olması beklenebilir mi?
Bu sorunun cevabını okuyucuya bırakıyorum.
GÖREN GÖZLER İÇİN BU SÜREÇTE ÇOK BÜYÜK İBRETLER VAR
Tekebbürane bir özgüvenle yargı mensuplarını tehdit eden, daha CB seçimlerine üç yıl varken şehir şehir gezerek kendisini şimdiden CB ilan eden, İstanbul’u perişan bir halde bırakarak belediye başkanlığı dışında her role soyunan bir figürün başına bu işlerin gelmesi gayet normal!
Özel uçakla Anadolu’yu bir uçtan diğer uca gezen bir adam bu işin masraflarını kendi bütçesinden mi karşılamıştır?
Oluşturduğu trol ordusunun maaşlarını kim vermektedir?
Belediye kadrosuna dahil ettiği terörle ilişkili kişiler (ki güçlü bir iddiadır) hakkında neden gerekli tahkikat yapılmamıştır?
GAZZE MESELESİ GÜNDEMİMİZDEN DÜŞMESİN!
İsrail terör örgütü Ramazan ayında ateşkesi tek taraflı olarak bozarak Gazze’ye bomba yağdırmaya başladı.
Çoğu çocuk olmak üzere 1000’e yakın şehit var!
Bu kansızlığın üzerine artık ne İsrail devletini ne liderini ne de Siyonist politikalara destek veren Yahudileri asla affetmeyeceğiz!
Boykota devam edeceğiz!
Bu insanlık düşmanlarını her yerde rezil edeceğiz.
Soykırıma, katliama her fırsatta isyan edecek her fırsatta lanetlemeye devam edeceğiz.
Bu konuda devletten de taleplerimiz var.
Türkiye’den İsrail’e destek vermek üzere giden ve İsrail ordusunda savaşan çifte vatandaşlar hakkında gerekli yasal işlemlerin yürütülmesini istiyoruz.
Diğer yandan T.C devleti İsrail’’le yaptığı anlaşmaların tamamını tek taraflı olarak iptal etmeli!
İsrail devletini tanınan devlet statüsünden çıkarmalıdır.
İçimizde soykırıma destek veren herkes hakkında da gerekirse kanun çıkarılarak yasal takibat başlatılmalıdır.
Bunlar yapılmadığı müddetçe bu terör organizasyonuna yalandan yere parmak sallamak beyhudedir!