Köklü bir tarihe sahip olan toplumumuz, çok farklı gelenek ve göreneklere ev sahipliği yaptı.
Bu geleneklerimizin birçoğu zamanla unutulsa da devam etmekte olan geleneklerimizde var.
TÜM AYAKLARI KIRIK SANDALYE!
Toplumu bir sandalye olarak düşünürsek geleneklerimiz bu sandalyenin birer ayağını oluşturur.
Zira bir ayağı eksik olan sandalye ayakta durmakta zorlanır.
Gelişen ve değişen çağla birlikte, toplum olarak moderniteye düşkün bir nesil yetiştirsek de, tarihimizin bize armağan ettiği bu kutsal değerlerimize sahip çıkmalıyız.
Unutmamalıyız ki geçmişini unutan, geleceksiz kalır.
Günümüze baktığımızda, toplumsal normlarımızın büyük kentlerden ziyade kırsal kesimlerde daha belirgin bir şekilde devam ettiğine şahit oluruz.
Bunun nedeni sanıyorum ki teknolojiden uzak, cemaat şeklinde yaşamalarıdır.
Çünkü teknoloji, topluma verdiği yarar kadar zarar da veriyor ne yazık ki…
BİREYSELLİK ÇAĞINDA UNUTULAN GÖRENEKLERİMİZ
Gelişen teknoloji ile insanlar bireyselliğe yöneldi. Bir arada, topluluk olarak yaşamak artık insanları cezbetmiyor.
Biz artık toplum olarak ortak bir noktada buluşamıyoruz. İşte bu bireysel yaşama arzusu bizleri geleneklerimizden kopardı.
Dillerde kaldı o eski güzelim bayram kahvaltıları, kapının önüne konulan divanlar, mahallede selamlaşmalar, okula başlayan çocuğa dikilen mendiller...
Ve en acısı bunların yerini daha güzel şeyler alamadı. Geleneklerimizi kaybettikçe yabancılaştık birbirimize. Sanki tanımıyoruz biz hiç birbirimizi…
Geleneklere uygun yapılan çoğu şey moda dışı, gericilik olarak algılanıyor artık.
EĞRETİ AKIMLARA KAPILIP UNUTTUKLARIMIZ...
Bizler modaya uygun eğreti akımlara ayak uyduracağız diye kendi kültürümüzden uzaklaşan bir nesil olduk.
Ancak şu da bir gerçektir ki ekonomik koşullar, değişen kültür, yozlaşmış düşünce yapısı, özenti.. gibi etmenler bizi geleneklerimizden uzaklaştırdı.
Dileğimiz odur ki eskisi kadar olmasa da bu kıymetli gelenek ve göreneklerimize sahip çıkmamız…
Her şeye rağmen halen yaşayan, moderniteye ve yapaylığa direnen göreneklerimiz, törelerimiz var demiştik.
İŞTE, UNUTTUĞUMUZ DEĞERLERİMİZDEN SADECE BİRİ
İşte bunlardan biri de, yeni kuşakların hiç haberdar olmadığı, olamadığı "beşi bir yerde".
Toplumsal yaramızı daha fazla kanatmadan eskilerin olmazsa olmazı "beşi bir yerde" geleneğimizi yakından inceleyelim.
Eskiden gelinlik kızlara "beşi bir yerde" adı verilen altından ya da başka değerli metallerden yapılma bir tür kolye takılırdı.
Bu gelenek taa İslamiyetten önce Türklerde süregelir ve kendi içinde çok önemli mesajları içerir.
Bu takı illa altın olmak zorunda değildi.
Gümüş veya değerli taşlardan da yapılırdı.
Ancak sayısı hiç değişmezdi; hep beş taneydi.
Peki neden dört veya altı değil de beş?…
Hiç merak ettiniz mi?
BEŞİ BİR YERDE İLE SEMBOLİZE EDİLEN YÜCE DEĞERLER
Gelin olan kızlara, damat veya aile büyüğü tarafından takılan bu takının anlamı çok manidar…
Yöreden yöreye beşi bir yerdenin cinsi değişkenlik gösterse de sayısı değişmez.
Çünkü beşi bir yerde tüm Türk toplumlarında aynı anlamı taşır.
1. İNANÇ: İlk sıradaki altın inancı temsil eder. En büyük boydaki altındır.
Altınlar büyükten küçüğe dizilir.
Bu altın Gök Tanrı'yı temsil eder.
Gelin ve damadın inançlı yaşaması ve inançlı çocuklar yetiştirmesini temennisinin sembolüdür.
2. DEVLET: Gelin kızın ve kurduğu yuvada yetişecek çocukların her vakit devletine, Türk milletine sadık kalması temenni edilir.
3. AİLE: Gelin kızın her daim ailesine bağlı kalması temenni edilir.
4. TÖRE: Cesaret ve sadakati temsil eder. Ayrıca geline bir de taç benzeri bir takı hediye edilirdi. Bunun anlamı ise kadının baş tacı olarak görülmesiydi.
5. ÖLÜM VE SONRASI: Bu beşinci altın, evliliğin ve aile birlikteliğinin iki cihanda da devam etmesini temennisini sembolize eder.
Ve bu altınların dizildiği ip gelin kızı temsil eder.
Türk tarihinde kadının yeri ve önemi burda da karşımıza çıkıyor.
Toplumun ana unsurunu kadın oluşturur.
Toplumun varlığı kadının varlığı ile anlam kazanır.
Tüm değerlerimize sahip çıkarak uyanacağımız sabahlar diliyorum.