MHP lideri Devlet Bahçeli, Türkgün gazetesinde yayımlanan yazısında, Cumhuriyetin yeni yüzyılında terörü tamamen bitirmiş bir Türkiye'yi inşa etmenin, etnik ve dini kökenine, siyasi aidiyetine, mezhebine, meşrebine bakmaksızın her bir vatandaşın hayrına olduğunu belirtti.

Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Dışişleri Bakanı Fidan NATO karargahında Dışişleri Bakanı Fidan NATO karargahında

“Terörsüz Türkiye hedefine ulaşılması yönündeki gayret sürmekte, Türkiye önemli bir eşiği aşmak için milli, sosyal ve siyasi titizlikle faaliyet yürütmektedir. Ya terör ya demokrasi ya silah ya siyaset yönündeki tercihlerin ortaya konulacağı bu süreç, silahsız ve terörsüz Türkiye'de siyasetin ve siyasi partilerin nasıl olması, nelere dikkat etmesi gerektiğini de gündeme getirmektedir.

“MEŞRUİYET ÜZERİNDEN SİYASET”

Türkiye partisi olmak Siyasi Partiler Kanununa göre kurulmuş olmakla hukuken sağlansa da 'Türkiye Partisi' kavramsallaştırmasının altında yatan temel motivasyon, Türkiye Cumhuriyeti'ne, ortak tarih ve kültüre, gelecek tasavvuruna ve ortak yaşama iradelerine bağlılık, bu anlamda kurulan duygudaşlıktır. Bu doğrultuda tüm partilerin, öncelikle şiddetten arınması, her türlü silahlı örgütle ilişkisini tamamen kesmesi ve demokratik meşruiyet üzerinden siyaset yapması gerekir.

Farklı kesimlerden vatandaşların parti içinde ve siyasi süreçlerde temsil edilmesini mümkün kılmayı etnik ve mezhepsel kimliklerin ötesine geçen bir söylem geliştirmeyi, Türkiye'nin ortak değerlerine ve birlik içinde çoğulculuk ilkesine vurgu yapmayı gerektirir. Türkiye partisi olma hedefinde, Meclis, siyaset ve toplum arasındaki uyum büyük önem taşır.

Bir partinin veya yönetimin, silahlı unsurların gölgesinde olmadan, halkın özgür iradesiyle desteklenmesi ve şiddet kullanmadan siyaset yapması, demokratik meşruiyet açısından temel gerekliliktir. Eğer siyasi hareket, yalnızca belirli etnik veya bölgesel kimliğe dayanırsa ve şiddetle ilişkilendirildiği algısı yaygınsa, geniş toplumsal desteğe ulaşması zor olur.

Temsil, demokratik sistemlerin en önemli unsurlarından biridir. Siyasal sistemin adil ve kapsayıcı olabilmesi için farklı toplumsal kesimlerin parlamentoda, yerel yönetimlerde ve karar alma mekanizmalarında yeterince yer alması gerekir. Temsilde yaşanan sorunlar, demokrasinin işleyişini aksatabilir ve halkın siyasete olan güvenini zedeleyebilir.

Her parti Türkiye partisi olmak mecburiyetindedir. Bir milletin milli ve manevi değerler manzumesini kabullenmek ve savunmak, toplumsal merkezi siyaseten ifade etmek demektir. Milli duruş ve ortak değerlerin merkezde yer aldığı Türk siyaset arenasında her siyasi parti, kendisini bu merkeze göre tanımlamak zorundadır.

Her insanın dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve özgürlükleri bulunduğuna; bu hakları kullanma yetki ve özgürlüğünün kutsallığına, bunları her türlü istismardan korumanın, teminat altına almanın ve işlerlik kazandırmanın vazgeçilmezliğine inanmaktayız.

“ÖNEMLİ ADIM OLMUŞTUR”

İmralı'nın açıklamasında ayrı devlet, federasyon, herhangi bir şekilde özerklik ya da kültüralist talepler olmaksızın örgütü silah bırakmaya çağırması, Türkiye'de yeni sürecin başlaması için önemli adım olmuştur. Bu sürecin tam olarak başarıya ulaşması, terör örgütünün silah bırakmasının da ötesinde, herhangi bir şekilde terörü olumlayan ya da sırtını teröre ya da vandalizme dayandıran siyaset anlayışının da tarihe karışmasıyla mümkün olabilecektir.

Terörsüz Türkiye sürecinin tam olarak başarıya ulaşmasının ileri adımlarından biri, her türlü vandalizmin siyasetten dışlanmasıdır. Bu ihtiyaç İstanbul'da yaşanan sokak eylemleriyle de net şekilde görülmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın pek çok yolsuzluk iddiasıyla tutuklanması sonrası Cumhuriyet Halk Partisi öncülüğünde marjinal sol grupların -ki bu gruplar polise asit, molotof kokteyli gibi maddelerle saldırmaktadır- saldırılarıyla sokaklar karıştırılmıştır. Bu, siyaset biliminde vandalizmle karşılansa da aslında fundamentalizm (köktencilik) ile vandalizmin birleştiği noktadır.

“ADİL VE ETKİLİ POLİTİKALAR GELİŞTİRME ZORUNLULUĞU”

Toplumsal kesimlerin temsili konusunda her ne kadar teorik ve pratikte ciddi sıkıntılar bulunsa da, temsilin zıt anlamlısı “dışlanma” olacaktır.

Temsil edilmediğini düşünen kişiler/gruplar/kesimler, dışlanmışlık hissiyle ya apolitize olacak ya da tam tersi bir istikamette aşırı politize olarak sisteme ve mevcut yönetime karşı gerçekçi olmayan sübjektif değerlendirmelerde bulunabilecektir.

Dolayısıyla dışlanma duygusunun azaltılması için, vatandaşı ilgilendiren konularda daha açık, adil ve etkili politikalar geliştirme zorunluluğu yanında temsil biçimlerinin geliştirilmesi ve uygulamaların da bu doğrultuda olması gerekmektedir."