Soğuk parayı güzelleştiren kadın: Sabiha Tansuğ

Abone Ol

Tarih boyunca kahramanlıklarıyla bilinen Türk kadını, özellikle Cumhuriyet'in kurulmasıyla birlikte yeniden kendini buldu ve ön plana çıkmaya başladı.
Tarihin en güzel sahnelerini kadınlar yazdı; kimi cephede, kimi Meclis'te, kimi sanatta, kimi edebiyatta, kimi havada, kimi karada ve daha nice alanda…
Bugünkü yazımızda, "tarihi değiştiren" kadınlarımızdan birini, Sabiha Tansuğ'u konu ediniyoruz. 
Sabiha Tansuğ 1933'te Türk şehri Gümülcine'de dünyaya geldi. 
Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesinde "gönderilecekler" kapsamı dışında tutulup, ailesiyle birlikte Batı Trakya'da yaşamalarına izin verildi ancak 2. Dünya Savaşı sırasında Almanya Yunanistan’a saldırınca, orada yaşama olanakları kalmadı ve anavatan Türkiye’ye göç ettiler. 
Sabiha eğitimli bir ailenin çocuğuydu; babası öğretmendi.
Ancak babası Türkiye’de mesleğini icra etme şansı bulamadı ve ailesinin geçimini sağlamak için Tire, Akhisar, Bergama gibi yörelerde ırgatlık yapmaya, tarlalarda çalışmaya başladı. 
Küçük Sabiha, babasına yardımcı olmak için onun yanında gitmeye başlayınca, geleneksel Türk giyim-kuşam kültürüyle işte o tarlalarda ve Yörük/Türkmen köylerinde tanıştı. 
Hem tarlalarda babasına yardım ediyor hem okulundan geri kalmamak için derslerini çalışıyor ve hem de ileride kişiliğini/hayatını şekillendirecek olan giyim-kuşam konularında bilgisini çoğaltmaya uğraşıyordu.
Sabiha meraklı, öğrenmeye aç, girişken ve sosyal bir kişiliğe sahipti. 
1943 yılının 23 Nisan Hakimiyet-i Milliye ve Çocuk Bayramı kutlamalarında, yöresel bir baş giyimi olan "eğribaş"ı başına takması hem çevresinde dikkat çekmesine hem de geleceğinin şekillenmesine kapı araladı.
Ortaokulun ardından, 1946'da İzmir Göztepe Kız Sanat Okulu'na kaydoldu.
1953'te İstanbul'a taşındı ve Beyoğlu'nda bir terzinin yanında çalışmaya başladı.
Ressam Nuri İyem'den dersler alarak karma sergilere katıldı.
Yolunu çizmişti; etnoloji ve Türk giyim-kuşam kültürü alanında ilerleyecekti.
Kaderin onun için çizdiği güzel yollar vardı bu yolların en güzeli Paris ile Viyana’ya olanlardı. 
Buralarda farklı kültürleri gözlemledi, çok sayıda etnik gruba ait eşyaları, giyim-kuşam ürünlerini toplamaya başladı. 
Gazeteci Haluk Tansuğ ile 1965'te evlendi. 
İlk kişisel etnoloji sergisini 1967'de Viyana'da açtı.
Bu sergiler sonraki yıllarda Rotterdam, Strassburg, Köln, Roma, Düsseldorf ve daha birçok Avrupa kentinde sürecekti.
Diğer yandan, ömrünün büyük bölümünü kapsayacak Anadolu gezilerine başlayıp, eşya toplama işine girişti; bu amaçla uzun yıllar boyunca Anadolu ve Trakya'da ayak basmadığı yöre bırakmadı.
Gittiği yerlerde gördüğü geleneksel kıyafetleri inceledi ve alabildiği tüm değerli parçaları biriktirmeye başladı. 
Müze kurma hayali vardı.
Hem bu amaçla hem de işletmek amacıyla İstanbul'un Eyüp sırtlarındaki Pierre Loti'nin mekânını önce kiraladı, sonra satın aldı.
Burayı bir tür divanhane ya da kahvehaneye dönüştürdü ve mekâna Pierre Loti adını verdi.
Burasını, topladığı geleneksel giysi ve eşyalarla süsledi.
Pierre Loti'de zamanla o kadar ün kazandı ki sadece randevu ile müşterileri kabul etmeye başladı. 
Ancak rant sahipleri bu ünü ellerine almak için çeşitli baskılar yapınca Tansuğ burayı kapatmak zorunda kaldı. 
Bundan sonra daha çok yazar ve gazeteci kimliği ile ön plana çıktı.
1968’e gelindiğinde dönemin darphane müdürünün isteği ile "Ankara Gelinbaşı" ile bir fotoğraf çektirdi ve bu fotoğraf 50 kuruşluk madeni paranın üzerinde kullanıldı. 
Bu madeni para 1971 ve 1989 yılları arasında kullanıldı.
Para aracılığıyla Türkiye'de hemen herkesin "cebine girince" ünü hızla yayıldı.
Türk tarihinde ilk defa bir kadının resmi paraya basılmıştı; üstelik bu kadın halktan biriydi.
Birçok ülkede sergiler açtı.
Türkiye'nin her köşesini hiç durmadan gezdi, giyim-kuşam eşyası topladı.
Daha çok Ege, Marmara, İç Anadolu ve Karadeniz'deki Türkmen yöreleri ağırlıklı olmak üzere topladığı 2.700'den fazla kıyafet koleksiyonunu; kullanılış biçimlerine, sembolik anlamlarına, ne zaman ve kimler tarafından kullanıldığına kadar notlarla birlikte sınıflandırıp arşivledi.
Hayallerini ve birikimlerini "Türkmen Giyimi" ve "Türklerde Çiçek Sevgisi ve Sümbülname" adını verdiği iki kitap yazarak insanlara ulaştırdı.
Topladığı paha biçilmez ürünlerin sergileneceği bir müze kurmak hayalini gerçekleştirmek için çalmadık kapı bırakmadı.
Ne yazık ki yaşadığımız coğrafya, hayalleri hayata geçirme konusunda o zaman da çok elverişli bir ortam sunmuyordu insanlara. 
Tansuğ her ne kadar müze kurmak için Kültür Bakanlığı'na çok sayıda başvuru yapsa da bir türlü sonuç alamadı.
Dahası, müze kurmak için çırpınışlarını sürdürdüğü sırada, 2007 yılında paha biçilmez koleksiyonundan 430 parça çalındı!
Tansuğ’un bu durumuna çok üzülen arkadaşları yardım etti ve Mecidiyeköy’de Sabiha Tansuğ Sanat ve Kültür Evi adı altında bir müze açtılar. 
Yaşamının son zamanlarına kadar Tansuğ burada çalışmalarına devam etti. 
Çok değerli yazar ve koleksiyoner olan sanatçımızı 24 Ocak 2023 tarihinde 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde kaybettik. 
Sabiha Tansuğ, bir Türk kadınının abidevi mücadelesinin sembolüydü.
Erkeklerin bile kolay kolay cesaret edemediği bir alanda, işin hakkını vererek 
tam otorite haline dönüştü.
O, fırsat ve olanak verildiğinde bir kadının başarabileceklerinin sınırının olmadığının canlı kanıtıydı.
Kültürümüze aşık nice kadınlarımızın onun izinden gitmesi dileğiyle...